“Hayat yaşamaya değmez. Aslına bakarsanız, insan ha otuzunda ölmüş ha yetmişinde, pek önemli değildi. Çünkü, her iki halde de pek doğal ki başka erkekler de başka kadınlar da yaşayacaklardı hem de binlerce yıl. Sözün kısası, hiçbir şey böylesine açık değildi. Şimdi de olsa yirmi yıl sonra da olsa yine bendim ölecek olan”

Albert Camus

Explore This Quote Further

Quote by Albert Camus: “Hayat yaşamaya değmez. Aslına bakarsanız, insan … - Image 1

Similar quotes

“Demek ki, ben-ben-ben'in günü gününe sürekliliği dışında başka bir süreklilik olmadan yaşıyordum. Günü gününe kadınlar, günü gününe erdem ya da erdemsizlik, günü gününe, köpekler gibi, ama her gün sağlamca yerinde duran kendim. Böylece yaşamın yüzeyinde ilerliyordum, sözcükler içinde, hiçbir zaman gerçek içinde değil. Tam okunmamış o kitaplar, tam sevilmemiş o dostlar, tam gezilmemiş o kentler, tam sarılmamış o kadınlar! Sıkıntıdan ya da dalgınlıkla birtakım el kol hareketleri yapıyordum. Varlıklar birbirini izliyor, birbirine takılmak istiyorlardı, ama ortada hiçbir şey yoktu, bu da berbat bir şeydi. Onlar için. Bense unutuyordum. Kendimden başka bir şeyi hiçbir zaman anımsamamışımdır ben.”


“O zaman sık sık düşünüyor ve içimden: Beni kuru bir ağaç kovuğunda yaşamaya zorlasalardı da gökyüzüne bakmaktan başka bir işim olmasaydı, yavaş yavaş buna da alışır giderdim, diyordum.”


“onsuz yapamayacağın bir şeyi kenara bırakmayı bir kez başardığında, bir başka şey olmadan da yapabildiğini, sonra bir başka şeyden de sıyrılabildiğini göreceksin.”


“Yalnızca kendi kültürüne saplanırsan başka kültürlerdeki binlerce güzel şeyi kaçırırsın ve bundan da önemlisi pek çok gerçeği atlarsın!”


“Ölümden korkuyordum. Ölümden o kadar korkuyordum ki belki de ölüyorsunuzdur diye, size bakamıyordum bile. Benim için ölmemenin, eğer bulabilirsem, bir... bir yolu olduğundan başka hiçbir şey düşünemiyordum. Fakat, sanki büyük bir yara varmış da kanıyormuş gibi, -sizinki gibi- hayat sürekli akıp gidiyordu. Fakat her şeyde bu vardı. Ve ben hiçbir şey, hiçbir şey yapmadım; sadece ölmenin korkusundan saklanmaya çalıştım.”


“Apriori şi inversînd termenii problemei, după cum omul se sinucide sau nu se sinucide, s-ar părea ca nu există decît două soluţii filosofice: a spune da sau nu. Dar ar fi prea frumos să fie aşa. Căci trebuie să ţinem seama şi de aceia care, fără să ajungă la vreo concluzie, se întreabă neîncetat. Aici, abia dacă fac o ironie: e vorba de majoritatea oamenilor. Văd, de asemenea, că cei ce răspund nu, acţionează ca şi cum ar gîndi da. De fapt, dacă accept criteriul nietzschean, aceştia gindesc, într-un fel sau altul, da. Dimpotrivă, se întîmplă adesea ca cei ce se sinucid să fi crezut într-un sens al vieţii. Asemenea contradicţii sunt constante. Se poate chiar spune că nu sunt nicăieri mai vii decît în această chestiune în care, dimpotrivă, logica pare atît de necesară. A compara teoriile filosofice şi comportarea celor ce le profesează a devenit un loc comun. Dar trebuie totuşi să arătam că dintre gînditorii care au refuzat un sens vieţii, niciunul, în afară de Kirilov, care aparţine literaturii, de Peregrinqs, care se naşte din legendă , şi de Jules Lequier, care ţine de ipoteză, nu a mers cu logica pînă la a refuza această viaţă. Se citează adesea, în derîdere, numele lui Schopenhauer, care făcea elogiul sinuciderii în faţa unei mese îmbelşugate. Nu-i nimic de rîs în asta. Modul acesta de a nu lua tragicul în serios nu-i chiar atît de grav, dar el îl defineşte pînă la urmă pe om.”