“o büyük ve muazzam zamanda unuttumkanatlarım çok oldu üşüyor benimbu beyaz ıssızlıkta göğsüme düşüyorbu yüzden eğik boynumbir kuşun anısı kalmış bende, saklıbundan gözlerimdeki kayalık,içimdeki serseri buzullardürtme içimdeki narıüstümde beyaz gömlek var.”
“Size,nasılsın diyerek başlayan telefonlarınıza(garip, tuhaf aslında)beyaz bembeyaz tabiatımla'iyiyim' diyorum.yani aslında korkuyorumbütün bunlar kıyametbütün bunlar cinnetbütün bunlar cinayet demeyebir daha düzeltilemeyecek sözlersöylemeye korkuyorum.”
“dur ruth, aşkın karanlık yüzünde dur, öylece. hep. böyle dursun aşk her zaman hayatında. karanlık yüzünde dur aşkın, sus. tamamı buydu, de. bütün yavanlığıyla süren insanlarınkuytularında kal. orda kal. unut ruth, unut senben sürdürürüm kalan kısmını, hattın bu ucunukervanlar ve sahraylakendime de sana da ağlarım. sen sus ruth, sen konuşma, sen yavan hayata katılorda sürdür mutsuzluğunu. sahra nasılsa geçeceğin yer değil. ah, ruth, hâlâ sevgili ruth, ortalıkta dönen yalanlarını hissettim, hep. isteseydim kolayca ortaya çıkardı. istemedim. senin kendinden kaçırdığın şeyleriben nasıl ortaya koyardım! sen kendini kandırıyordun, seyircin oldumyalanlarını oynayışını seyrettim. son âna dek. kendini ikna ettiysen beni de ikna etistedim. ruth, mutsuz meleğim. sen inandırmakla, inandırmamak arasındakio siyah noktada durdun. bunun adı işte: zulümdü. bu zulümde sen beni bütün uçlarımdan çarmıha gerdin. ben bütün uçlarımı kanatarak kopardım kendimi ordan. tekrar tekrar, tekrar tekrar kanattım ruth, senin istediğinden fazla kanattım kendimi. kendimi kendi zulmümde tuttum, orda kaldım. onu çektim. yapmasa mıydım ruth? bunun cevabı artık anlamsız. ben zaten ruth, bana gelecek olan o zulmü gördüm. sendekini, sendekileri. bendeki tamamlanmadı henüz. son sözü benim söylemem neyi değiştirdi? hiçbir şeyi. bir çocuğun, senin çocuğunun ruth, kendinikandırmasından başka neyi ifade eder bu? hiçbir şeyi. benim son sözü söylemem, bendekileri, hâlâ bende kalanlarısana eksik gelenleri, hâlâ söylenecek olanları bitiriyor mu? hayır. senin eksik kalanlarını, bana söyleyeceklerinitamamlıyor mu? hayır, rutheksik kalanlar çoğalıyor aramızda. şimdi, bende kalan boşluğu doldurmak üzereborçlu değil misin-kendi mutsuzluğunu dabenim mutsuzluğumu da borçlu değil misin bana? ama bırak öyle kalsın. insanın yüreğinden geçmeyen borçlar ödenmezler. sen ruth, sevgilim ruth, hattın öbür ucundaki derin sessizlik! sus. istediğin kadar sus artık. öyle kal. kervanları ben yalnız geçiririm sahradansen yalan hayatını sula. aşksız hayatın kenarında dur. sana verilecekleri bekle. tamamı buydu, böyle de. ama ruth, ben, benim söylediklerime, benim çığlıklarıma inanmayanların söylediklerine, onların çığlıklarına artık inanmayacağım. söz ruth. bana en yakın uzaklık sendin. bir tek sen duydun çığlıklarımı, artık ruth, senin söylediğin hiçbir şeye inanmayacağım”
“sabahın karşısında konuşmak ne zor incecik kül gibi kalıyorsun dağ susmaya giden yolu biliyor sen bilmiyorsun...”
“Keşke sana ne kadar yalnız olduğumu anlatabilsem. Burasının ne kadar soğuk ve sert olduğunu. Her yerde bir çelişki ve cefa var. Tanrı'nın bu yeri unuttuğunu düşünüyorum. Sanırım cehennemi gördüm ve o beyaz, cehennem sevgili Edith, kar beyazı..." E. Gaskell - Kuzey ve Güney”
“Ellerini alıyorum sabaha kadar seviyorumEllerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyazEllerinin bu kadar beyaz olmasından korkuyorum...”
“…nasıl etikte kötü iyinin bir sonucuysa, yine aynı şekilde sevinçten keder doğar. Ya geçmişte kalmış mutlulukların anısı bugünün acısıdır, ya da var olan ıstıraplar kökenlerini var olmuş olabilecek esrikliklerden alırlar.”