“2 Haziran 1915 / Carsamba Bolayir-Cumali... Arkadaslar bilmem nereden bir gazete bulmustu. Mal bulmus magribi gibi etrafina toplandik. Okuduk. Bu Pazar'a ait gazete idi. Zavalli memleket ne kadar acizdi. Istanbul'un 6-7 saat mesafesindeki bir sehre gunluk gazete gonderemiyorduk. Kendi denizlerimize bile hakim degildik.”

İbrahim Naci

Explore This Quote Further

Quote by İbrahim Naci: “2 Haziran 1915 / Carsamba Bolayir-Cumali... Arka… - Image 1

Similar quotes

“Yirmi dokuzuncu Gun - 21 Haziran 1915 / Pazartesi Saat 7:00 Geceden beri dusman taarruz ediyor. Simdi gidiyoruz. Allah hayreylesin...Saat 11:00Muharebeye girdik. Milyonlarla top ve tufek patliyor. Simdi birinci onbasim yaralandi. Allah'a ismarladik. 11:15... I. Naci”


“Aksamustu binbasi geldi. Cadirin onunde beylik ve kaput sererek oturduk. Sohbet ettik. Ben aksam yemegini de (Kabak,nohut, iskembe corbasi) yedikten sonra Hafiz'a gazel soylemesi icin haber gonderdim. Simdi artik her taraftan gazel, naat, ilahi nagmeleri isitiliyordu”


“Herkes hayatının bir devrinde şu veya bu şekilde talihinin şuuruna erer. Babam, ve hepimiz, onunla en zalim şekilde karşılaşmıştık. Babam bunu o kadar iyi biliyordu ki, bütün bu olan biten şeylerde kendi sabırsızlığının, kendi ihtiyatsızlığının payını bile düşünmeye lüzum görmüyordu. Garip bir sükunete kavuşmuştu. Kendi köşesinde sessiz sedasız oturan bir adam olmuştu. Yalnız ara sıra, bilmem niçin sofanın duvarına astığı ve bir daha oradan kaldırılmasına razı olmadığı saat rakkasına bakar ve sonra acayip ve mazlum bir gülüşle gülümseyerek yerinden fırlardı.”


“Let the words be gazetted and ridiculous henceforward.”


“Bu manasız ve yabancı hayatta bir tek şeye hakikaten sarılmış, hakikaten inanır gibi olmuştu. Bu da karısı idi. Muazzez'in varlığı Yusuf için büyük, boşlukları dolduracak mahiyette bir şey değildi, fakat onun yokluğu müthişti. Onun bu kadar sebepsiz yere, bu kadar insafsızca Yusuf'un hayatından koparılması çıldırtacak kadar acı idi. Hayatında asıl aradığı şeyin Muazzez olmadığını biliyordu, fakat Muazzez olmadan bunu aramaya muktedir olamayacağını sanıyordu.”


“Tekerlekler üzerinde kayan zindanımın karanlığında, yorgunluğun ta derinliklerinden gelişmişçesine, sevdiğim bir kenti, kendimi mutlu hissettiğim belli bir saatin bütün bu alışılmış gürültülerini eskisi gibi, bir bir bulur gibi oldum. Gerginliğini yitiren havada, gazete satıcılarının sesi, küçük parktaki son kuşların ötüşü, sandviç satıcılarının bağrışması, kentin yüksek dönemeçlerinde tramvayların çıkardığı iniltili gıcırtılar ve göğün daha gece limanın üzerine çökmeden önceki uğultusu, bütün bunlar, benim için, cezaevine düşmeden önce bildiğim gözü kapalı bir gezintiyi düzenliyordu. Evet, bu saat, bundan çok zaman önceleri, kendimi mutlu hissettiğim bir saatti. Beni o zamanlar bekleyen, hep hafif ve deliksiz bir uykuydu. Ama yine de bir şeyler değişmişti. Yarını gözlerken, kendimi yeniden hücremde buluverdim. Yaz göklerinde uzanıp giden o bildik yollar insanı günahsız uykulara da zindanlara da götürebiliyormuş demek.”