“İsimler, birbirinden farklı yaratıkları ayırt etmek içindir; bizleri değil.”

Oğuz Atay

Explore This Quote Further

Quote by Oğuz Atay: “İsimler, birbirinden farklı yaratıkları ayırt et… - Image 1

Similar quotes

“Ben de hepinizden farklı bir solucandım, kim bilir? Şimdi yarısı ezilmiş, yerde yattığı için belli olmuyor.”


“Onlar utansın sonuçtan' diye kestirip attı. 'Hangi onlar Selim?' dedim. 'Onlar işte,' dedi. 'Onlar canım. onlar, onlar, onlar.' 'Öyle ya,' dedim. 'Onlar. Yani biz değil.”


“Evde oturmaya o kadar alışmışım ki sanki evden çıkınca gerçek bir dünyada yaşamıyorum.Evin dışında her yer sanki aynı,sanki bütün insanlar birbirine benziyor.Ne acıklı değil mi?”


“-Herkes geçer diyor.Geçer mi olric? Herkes ne bilir acımı.Herkes ne bilsin acımızı.Yaşar gibi yapmaktan,özlemez gibi yapmaktan iyiymiş gibi yapmaktan..Nefes alıp onu içimde tutmaktan o nefeste boğulmaktan sıkıldım.Ki nefessizlikten değil nefesten boğulmaktır marifetimiz Olric.-Evet efendimiz-Bana katıldığını bilmek güzel.Arada ses vermen güzel.İçimin sesi de olmasa ölürüm yalnızlıktan...”


“Çünkü benim durumumu en iyi sen anlarsın. Yalnızlığı ve korkuyu en iyi sen bilirsin. Yorgunluklar vardılar fakat ümitsizlik yoktular. Sen bir yerde bulunuyordun, yumuşak bir yerdeydin. Sert köşelere çarpmaktan yorulan aklımın durgun ve sürekli bir aşk içinde ancak seninle birlikte dinlenebileceğini biliyordum. Bizi başkaları anlamaz Sevgi. Başkalarının aklı başkadır. Bu yüzden ikimizi hep garip bakışlarla süzmüşlerdir. Şimdi beni de garip bakışlarla süzenler var. Ben onlara aldırmıyorum, insanların beni beğenip beğenmemeleri umrumda değil artık. Ben kendimi tanımakla ilgiliyim.”


“DÖRDÜNCÜ ŞARKIBaharın son günleri; kömürlükler arasındaÇamaşır ipleriyle kesilenÜç ağaçlı bahçemizin yanındaki papatyalı arsaya bitişik400 Sert kaldırımlı ve yokuşu dikYolda, ayakkabılarımın burnunuÇarpmamaya çalışarak sekiyorum. (Becermekmümkün değil bunu.)Bir satıcı eşeğinin küfeleriyle sığmadığı darBoğazı aşıyorum405 Ve servi ağaçlarıyla kasvetVe daha birtakım ağır duygular verenKüçük meydana ulaşıyorum.Burada duvarları yıkıkBir mezarlık ve içinde bir türbe,410 (Yıllar sonra gördüğüm Karacaahmet MezarlıkBankasının -tövbe de-Yanında “bir küçük hesap sahibi” sayılırdı.)Türbenin parmaklıklarına düğümlenmiş çaputları.Sudan çıkarılmış bir ölünün parmaklarına takılıYosunlar gibi görürdüm. Ve duvarın önündeki kara çalı,415 Bana ölümün taştanlığını anlatan bir hocaydıkara sakallı.Çarpık mezar taşları arasında,Ölülerin beslediği çimenlerin ortasındaTürbedeki taş tabutlar kadarKayıtsızca uzanmış çocuklar.”