“Chaol onun öfkesinne kıkırdayarak cevap verdi ve kılıcıyla , ayağa kalkmasına izin verdiği Celaena'ya silahların olduğu rafı gösterdi. "Başka bir silah seç. İlginç bir şey olsun. Beni terletecek bir şey, lütfen."Celaena ince kılıcını yerden alıp "Diri diri derini yüzüp göz kürelerini ayağımın altında ezdiğimde epey terleyeceksin." diye mırıldandı"işye aradığımız ruh bu."İnce kılıcı basbayağı fırlatarak yerine bıraktıktan sonra hiç tereddüt etmeden av bıçaklarını eline aldı.Eski dostlarım benim.Celaena'nın yüzüne muzır bir gülümseme yayıldı.”
“Chaol'a "ne zamandır uyuyorum?" diye fısıldasa da yüzbaşı ona yanıt vermedi. Bir kez daha "Ne zamandır uyuyorum?" diye sorduğunda Chaol'un yanaklarının hafifçe kızardığını fark etti. "Sende mi uyudun?""Ağzının duyu omzuma akana kadar uyuyordum."Celaena " Aman aman, nasıl da üste çıkıyor bu genç adam," deyince Chaol onun bacağını dürttü.”
“Kancıklarımdan biri bir sürü melez doğurdu. Bir süre öncesine dek farkı anlayamacağımız kadar küçüktüler. Fakat... Eh, ben saf kan olacaklarını umuyordum.""Köpeklerden mi kadınlardan mı bahsediyoruz?""Hangisini tercih ederdin?" Dorian, Celaena'ya muzipçe gülümsedi.”
“Dorian tahtına iyice yaslandı. "Babamın imparatorluğayardım edecek birine ihtiyacı var. Güçlük çıkaran kişileri aradan çıkarmasına yardımcı olacak birine.""Yani pis işlerini yaptıracak bir yalakaya."Prens "Açıkça ifade etmek gerekirse, öyle." dedi. "Yaveri rakiplerini sessiz tutmalı."Celaena sevimli bir edayla "Mezar kadar sessiz." dedi.”
“O kadar az yaşadım ki sanki hiç ölmeyecekmişim gibi düşünme eğilimindeyim; insan hayatının bu kadarcık bir şeye indirgenmesi gerçek olamazmış gibi geliyor bana; elinizde olmadan, er ya da geç bir şey olacak diye hayal ediyorsunuz. Büyük hata. Bir hayat pekâlâ da boş ve kısa olabilir. Günler ne bir iz ne bir anı bırakmadan sefil bir şekilde akıp gider; ve sonra bir anda duruverir.”
“Dayanırdan, dayanmasını bilirsen, ama nasıl olsa dayanacaksın, insanoğlusun, kendin söyledin, insanoğlu, düşün bir, kimler nelere dayanmadı, dayanacaksın ve yeni bir kişilik yaratacaksın.Nasıl? diye sordu bir ses.Kendine bir iş edinerek, diye cevap verdi bir başka ses.”
“Hayat beni sıkıyor..." dedi. "Her şey beni sıkıyor. Mektep, profesörler, dersler, arkadaşlar... Hele kızlar... Hepsi beni sıkıyor... Hem de kusturacak kadar..."Bir müddet durdu. Eliyle gözlüğünü oynattı ve devam etti: "Hiçbir şey istemiyorum. Hiçbir şey bana cazip görünmüyor. Günden güne miskinleştiğimi hissediyorum ve bundan memnunum. Belki bir müddet sonra can sıkıntısı bile hissedemeyecek kadar büyük bir gevşekliğe düşeceğim. İnsanlar bir şey yapmalı, öyle bir şey ki... Yoksa hiçbir şey yapmamalı. Düşünüyorum: Eliminizden ne yapmak gelir? Hiç!... Milyonlarca senelik dünyada en eski şey yirmi bin yaşında. Bu bile biraz palavralı bir rakam. Gecen gün bizim felsefe hocasıyla konuşuyordum. Lafı gayet ciddi tarafından açtım ve 'hikmeti vücudumuz'u araştırmaya çalıştım. Dünyaya ne halt etmeye geldiğimiz sualine o da cevap veremedi. Yaratmak zevkinden, hayatin bizatihi bir hikmet olduğu hakikatinden dem vurdu, fakat çürük. Ne yaratacaksın? Yaratmak yoktan var etmektir. En akillimizin kafası bile bizden evvelkilerin depo ettiği bir suru bilgi ve tecrübenin ambarı olmaktan ileri geçemez. Yaratmak istediğimiz şey de bu mevcut malları seklini değiştirerek piyasaya sürmekten ibaret. Bu gülünç is bir insani nasıl tatmin eder bilmiyorum. Bizde ziyasını beş bin senede gönderen yıldızlar varken, en kabadayısı elli sene sonra kütüphanelerde çürüyecek ve nihayet beş yüz sene sonra adi unutulacak eserler yazarak ebedi olmaya çalışmak yahut üç bin sene sonra kolsuz bacaksız, bir müzede teshir edilsin diye ömrünü çamur yoğurmak ve mermere kalem savurmakla geçirmek bana pek akilli isi gibi gelmiyor." Sesine mühim bir eda vererek ağır ağır mırıldandı: "Bana öyle geliyor ki, hakikaten yapabileceğimiz bir tek is vardır, o da ölmek. Bak, bunu yapabiliriz ve ancak bu takdirde irademizi tam bir şey yapmakla kullanmış oluruz. Ben ne diye bu isi yapmıyorum diyeceksin! Demin söyledim ya, müthiş bir gevşeklik içindeyim. Üşeniyorum. Atalet kanunu icabı sürüklenip gidiyorum. Eeeeh.”