“Hem her şeyi bir bıçak gibi delip geçiyor, hem de dışarda kalıp bakıyordu.”
“Kimse yoktu. Sözleri eriyip dağıldı havaya. Bir roket gibi.”
“Arabaları gözlerken hep böyle onulmaz bir duygu, sanki çok uzaklardaymış, denizin ortasında yapayalnızmış gibi bir duygu kaplardı yüreğini; bir gün bile yaşamak çok, çok tehlikeliydi onca, hep böyle düşünmüştü.”
“Değil mi ki lanetlenmiş bir soyuz ve batan bir gemiye zincirlenmişiz, demek bütün olanlar kötü bir şakadır; öyleyse biz de hiç değilse kendi payımıza düşeni yapalım, öbür tutsakların acısını hafifletelim, hücremizi çiçeklerle, minderlerle döşeyelim, elimizden geldiğince dürüst olalım. Bu alçak Tanrılar hep kendi bildiklerini okuyamayacaklardır - ah o fırsatını buldukça incitmekten, kırmaktan, bozmaktan kaçınmayan Tanrılar ancak bir leydi gibi davrandığınız zaman bozguna uğruyorlardı.”
“Bu duruma düşeceğine, ölseydi keşke! Böyle gözlerini uzaklara dikip , kendisini görmeden, her şeyi, gökleri, ağaçları; oynayan, araba çeken, düdük çalan, düşen çocukları bile katlanılmaz hale getirince oturamıyordu yanında; her şey katlanılmaz hale gelmişti.”
“Bütün bu yüzyıllar boyunca kadınlar, erkeği olduğundan iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüler, büyülü bir aynaydı bu ve müthiş bir yansıtma gücü vardı. Böyle bir güç olmasaydı dünya hâlâ bataklık ve balta girmemiş ormanlardan ibaret olurdu. Savaşlarda zafer kazanıldığı duyulmazdı... Çar ve Kayzer ne taç giyerler, ne de tahttan inerlerdi. Uygar toplumlarda hangi işe yararlarsa yarasınlar, bütün şiddet ya da kahramanlık eylemlerinde aynalar gereklidir. İşte bu yüzden Napoléon da Mussolini de kadınların erkeklerden aşağı olduğunda bu kadar ısrarcıdırlar, eğer onlar aşağıda olmasalardı kendileri büyüyemezlerdi.”
“Haftalardır, mutsuz olduğu için olaylara başka anlamlar yüklüyordu; ara sıra yoldan geçen temiz yüzlü, iyi kişileri durdurup "Mutsuzum" demek geliyordu içinden, yolda şarkı söyleyen bu ihtiyar kadın, her şeyin düzeleceğine inandırırdı Lucrezia'yı. ... Ne saçma bir düştü mutsuzluk.”